Gelenekten Paradigmaya: Geleneğe Yeniden Bakmak

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

1. Çerçeve

Gelenek kavramı gündelik hayatta kolay bir kullanıma sahip olmasıyla birlikte en dar anlamından en genel anlamına kadar geniş bir yelpazede kullanım özelliği taşımaktadır. Ancak kavramla ifade edilen çoğu kez gündelik ritüellerin ötesinde bir durum değil. Bu durum kavrama hem yarar hem zaafiyet getirmektedir. Kavramın yalın anlamda gündelik dilde kullanımı bir bilinç altı yansımasını ortaya koymaktadır. Bilinç düzeyinde gerçekleşmeyen bir eylemselliğe işaret eden durum, tam da geleneğin var olduğu, kendini ortaya koyduğu haldir. Diğer yandan geleneğin gündelik dildeki kullanımında ortaya çıkan zafiyet ise, indirgemecilik riskini beraberinde getirmesidir. İndirgemecilik yoluyla gelenek, var olduğu tüm bağlamsal süreçten sıyrılırken, alışkanlıkların adlandırılmasında anlam yüklenmektedir. Gelenek, antropolojik bir düzlemde ele alınıyor olmaktan giderek sosyolojik ve tarihi bir çerçeve içinde değerlendirilmeye başlanması ile kavram alışkanlıkları da aşan lokal örflerin ötesinde bir anlam kazanmaktadır. Bu bakımdan toplumsal alışkanlıkların gelenek olması, geleneğin bir alışkanlıklar bütünü olduğu anlamı taşımaz. 

Gelenek, modern toplumlarda belli hayatiyet alanına sahiptir. Bilinç alanında gerçekleşmeyen çok sayıda eylem ve ritüel bir şekilde geleneklere dayanmaktadır. Ancak sıkça belirtileceği üzere, bu gelenek kökenli ritüellerin belirleyiciliği ve merkeziliği bulunmamaktadır. Kimisi giderek modern dünyadaki otantiklik arayışının bir karşılığı olmaktadır, kimisi bir alışkanlıklar serisi. 


Gelenek konusundaki tartışmaların kaba bir yöntem ve muhteva üzerinden ele alınması, hiçbir şekilde gelenek kuramama ve oluşturamama, geleneğe yeni ekler yapamamadan kaynaklı sorunlara odaklanmaya da bir şekilde engel olmaktadır. Oysa tartışmaların geleneğin durağanlığı ve değişmezliğinden çok, artık geleneğin bir birikim olduğu ve modern anlamda paradigmal bir değer taşıdığı noktasına odaklanması gerekmektedir. Geleneğin bir değerler sistemi olduğunu söylemek, bunu oluşturan temel saikin ya da saiklerin gözden kaçırılması anlamına gelmeyecek. Gelenek paradigmal bir kavram olarak bu meyanda anlamlar yüklenmekte, bu çerçevede ortaya çıkan belli düşünme önümüze çıkarmaktadır. Üretim tarzından tüketimine, devlet idaresinden toplum idaresine, bütün bunlarla birlikte düşünme biçimine kadar belirleyen, kuşatan bir yapıdır gelenek. Bir değerler bütünü olarak geleneğin, ayrıntıda karşımıza çıkıyor olması onun aynı zamanda sosyal bir olgu olduğunu da göstermektedir. Burada bir ayrımın ortaya çıkmasından ziyade, değerler sisteminin yansımalarının kılcallara sirayet ettiği tespiti yapılabilir. Kılcallardaki eylemler değerler bütününün bir yansımasıdır, ama aynı zamanda bunun tam tersi de söylenebilir; kılcalın hareketi bütünü inşa etmekte ve kurmaktadır. 

Gelenek kavramı bahse konu edildiğinde artık bilinen bir denklem de karşımıza çıkmaktadır: “Gelen’e ek”. İbrahim Kalın da benzer bir tanımlama üzerinden hareket eder.1 “Gelen-(e)-ek” kökünden türetilmiş ve geçmişten gelen birikime yeni şeylerin eklenmesi manasına karşılık gelir. Kalın’a göre yaşamayan, aktarılmayan, üzerinde çalışılmayan şey gelenek olma vasfını kazanamaz. Bu önemli tespit aslında tartışmanın farklı bir boyutu için de bir cevap oluşturmaktadır. Gelenek demek değişmez olan mıdır, yoksa bir süreklilik silsilesi/ zinciri midir?  Yaygın tanımlamayı Atay da yapar, gelenek’in gelen-ek olduğunu ifade eder. Dünden bugüne gelen, bugün de var olan ve geleceğe de uzanacak ‘ek’, bir yapıcı öz yahut ‘maya’2 şeklinde bir tanım karşımıza çıkar. Türkçe’deki imkanlar ölçüsünde böyle bir üretim mümkünken, farklı bir dilde geleneğe aynı şekilde yaklaşıp yaklaşamayacağımız gözden kaçmaktadır. Dolayısıyla gelen’e eklemlenme şeklinde lafızdan hareket etmek Türkiye ve Türkçe için doğru olmakla birlikte, başka bir dil ve ülkedeki gelenek tartışması için geçerlilik arz etmeyecektir. O yüzden gelen’e ek retoriği üzerinden gitmekten çok, süreklilik, zamansallık, hafıza ve nihai olarak paradigmal perspektif çerçevesinden ele alınmasında yarar görmekteyiz.

Yazının devamı için PDF’i tıklayın;

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak alınmıştır. İfade edilen görüşler NOTLAR’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.