Heidegger’de Vicdanın Sesi

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Vicdan, başkasının olduğu taraftan, başka yer ya da zamandan gelen bir sestir.1 Genellikle sesi duymaya açık olana yönelir ve onu adaletli olmaya, davranmaya, düşünmeye çağırır. Bu sesi duyan, eğer bir sorumluluk ya da kararlılıkla donanmadıysa, kendisini suçlar, ayıplar. Vicdansızlık da, kendisini duyana “ayar vermeye” açık bu sese kulaklarını tıkayan ve kendi gündelik yasasını uygulayanın tavrıdır. Heidegger için, varlıktan gelen bu ses Dasein’a her zaman ulaşmaz. Farklı davranmayı, daha sahih olmayı duyuran bu seslenişi duyan, yeni varoluş olanaklarının farkına varır. Kendi olgusallığına, gündelik dünyasına ve başkalarıyla sürdürdüğü yaşamına gömülmüş haldeyken kendisini duyuran bir vicdandan yükselen sestir. (2001: 312) Kendi olanaklarını tecrübe etmekten geri tutan, içerisine gömüldüğü dünyanın ve kalabalığın içerisinde gayrisahih bir yaşam süren Dasein’i “kendisine getiren” bir sestir. (2001: 313) Dasein kendisi olmadıkça bu suçlayıcı sesi duymaya devam eder. Bu, gündelik dünyada karşılığı olmayan, kökensel bir suçtur. Kafka’nın Dava romanındaki gibi mesnetsiz bir suçlamanın nesnesi olur Dasein. Dünyaya ve başkalarıyla ilişkisine bakarak, geçmişine göz gezdirerek bulgulayamayacağı bir suçtur. Dünyasal meşguliyetleri arasından sızan, gündelik alışkanlıkları ve olağan iletişim yordamları askıya alan bir sesleniştir. 

1Bu metinde, Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman adlı yapıtına yönelik bir değerlendirme yapılmaktadır. Bu amaçla, iki farklı İngilizce tercüme (Macquarrie & Robinson [2001] ve Stambaugh [1996]) ile birlikte, oldukça başarılı olduğunu düşündüğümüz Türkçe tercümeye (Kaan Ökten [2008]) başvurulmuştur.


Heidegger, vicdanın çağrısını bir tür seslenme olduğunu ortaya koysa da, özünde bir “söylem” olan sesleniş, farklı ifade biçimlerine de sahip olabilir. (2001: 316) Sözgelimi resimli ya da yazılı bir söyleme de olabilir. Vicdanın çağrısı, sadece işitilen değil, aynı zamanda görülen, okunan bir duyumdur. Varlığın bir tür duygulanımı, ruh hali olan suçluluk ve onun kaynağı olarak vicdan, duyu ve ifadeler arasındaki ayrımların geçersizleştiği, Dasein’ın varlıkla rabıtalı olduğu varoluş düzeyinde gerçekleşir. Dasein’ın belli ruh hallerine kapılmasına neden olan sesli, resimli ya da edimsel olabilen duyum ve ifadeler birbirlerine karışırlar. Bu ilksel varoluş zemininde, vicdanın çağrısı öznesiz ve nesnesizdir. Vicdan, bu kökensel telaffuzu sırasında, dünyadaki bir olaya, haksızlığa, suça işaret etmez; söz konusu telaffuzda, kamu ya da beşeri vicdan gibi bir adalet beklentisi cisimleşmez. Heidegger, bu tür vicdan tarifini “vülger” ya da “alelade” olarak niteler. (1996: 257) Ancak bu alelade yorum da eğer bir sahihlik taşıyorsa, varoluşsal olanın nüvelerini içerisinde barındırır. Bu nitelikteki vicdanın sesi, mevcudiyete ilişkin bir nesneye, olguya, işleve vurgu yapmaz; kaynağı gibi göndergesi de yokluktur, hiçliktir. (1996: 318) Vicdanın, neden olduğu dayanaksız suç gibi, vaz’ettiği, telaffuz ettiği bir adalet kaynağı yoktur. Bu çağrının öznesi ve nesnesi de Dasein’den başkası değildir. Kendi olanaklarını dinleyerek, hem suç işleyen hem de hüküm veren yine kendisidir. Vicdanın sesi, Dasein’ın kendi varlık olanakları içerisinde bir yankılanmadır. Suçluluk, bir ruh hali olarak vicdanî sese yaşam verir.

Kafka’nın Dava romanında da, suçu işleyen ve suçu isnat eden kişi ya da makam özünde aynıdır. Joseph K., kendisini yargılayacak mahkemeyi ne görür ne de suçunun tam bir tarifini  bulabilir. Mahkemenin kapısını çamaşırcı bir kadın bekler sözgelimi. Kendisini yargılayanların dili ve niyetleri anlaşılmaz. Joseph K.’nın konuştuğu papazın söylediği gibi, “mahkeme senden hiçbir şey istemiyor. Geldiğin zaman seni içine kabul ediyor, gittiğin zaman da seni hemen serbest bırakıyor.” Hem keyfilikten hem de zorunluluktan karşısına dikilen ‘Yasa Kapısı’ndan geçmesine engel olan sadece kendisidir. Kapıdan geçmesine izin vermeyen kapıcı yine kendisidir. Sadece kendisi için dikilmiş bir yasa kapısıdır bu. Ardında, kapıların kapılara ulandığı sınırsız bir içerisi vardır. Her kapının önünde vicdanî bir çağrı ve ona cevaben bir suç varsayımı vardır.

Mevcut hukuksal yordamları kullanarak çözülemeyecek bir suç vardır ortada. Bu nedenle avukatlar da nasıl yaklaşacağını bilemezler. Sadece Joseph K.’ya özel, yeri ve zamanı belirsiz bir suçun kovuşturmasına makamlar ya da kişiler hazır değildir. Ortada suçun açık bir tarifi yoktur; bunun yerine Heidegger’in varlığın anlamına dair sorusu gibi, her olayın, araştırmanın kaynağı bir soruşturma vardır. Soru kendi meselesini ve belki de cevabını yaratır. Kimin kim tarafından sorgulandığı belli değildir. Yargıç, tanık, sanık ve hatta mahkeme salonunun da Dasein olduğu bir suçla ilgili işlem vardır ortada. 

Yazının devamı için PDF’i tıklayın;

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak alınmıştır. İfade edilen görüşler NOTLAR’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.