İslam Düşüncesinin Tarih Yapıcı Rolü (1)

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Varlıktan Oluşa İslam Düşüncesinin Doğuşu   İslam düşüncesinin tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Bir açıdan insanın olmadığı yerde insanlık fikrinden bahsedilemeyeceğini söyleyebiliyor olsak da insanlığın, imkân itibariyle insan varlığından önce olduğunu şuurumuzun verileri üzerinden doğrulayabiliriz. Biz insanlar bu dünyaya doğup geliriz ve biz doğmadan önce de var olduğumuzun da farkındayızdır. Nasıl ki, bir insan dünyaya bir anne ve bir babanın müşterek oluşturduğu bir dizi yaşanmışlıkların neticesi gelmektedir; şu halde bir insanın doğmadan önce de bir hayatının olduğu salt maddi düzlemde bile anlaşılabilir bir durumdur. Bir anne mutlaka bebeğinin doğum öncesinde o bebeğin hayatının bir parçasıdır; bir baba da böyledir. Bir insanın dünyaya gelmesi beklenmektedir çünkü. Bekleniyorsa, o dünyaya gelmeden önce de vardır. Onun varlığı maddeten bilinmekle birlikte onun hakkındaki düşüncelerin daha o yokken beliriyor olması, fikirlerin o gelecek olanla meşgul olması, beklenilen konusunda tümel (külli) bir düşüncenin zihinlerde netleşmiş olduğunun delili değil midir? Bir anne bir insanı dünyaya getirmeden önce annenin zihninde o defalarca dünyaya gelmiştir de, zaten. Daha insanın bizzat kendisi dünyada değilken o insan hakkında dünyaya doğan nedir? İnsan tasavvuru değil midir? İnsan düşüncesi bu bakımdan insanın bizzat kendisinden önce midir? Bu sorunun işaret ettiği yol üzerinden İlk İnsanı düşünelim.

İnsanın oluş’a gelmeden önceki hali bir yana, insan oluş’undan sonra kendi soyundan insan dışında bir varlığın gelebileceği ihtimalini vermesi imkân dâhilinde değildir. İnsan, kendisinden de sonra yine kendi gibi bir insanın var olacağından emindir. Yaşanmış bir tecrübenin ele gelen verileri üzerinden kesin bir kanaatle insan bu düşünceye sahip olmuştur. Diyelim biz yani hayat cevherinin tarih içerisine sürdüğü insanlar, bunu bizzat yaşayarak biliriz, binlerce yıllık bir yaşanmışlığın bize tevarüs ettirdiği bilgiyle. İlk insana bakalım. İlk insan acaba bu bilgiye nasıl bir tecrübe ile ulaşmış olabilir? Kendisinden önce insan yoktu ki. İlk insanın kendisinden sonra insan dışında bir varlığın çıkabileceğini düşündüğüne hiç ihtimal veremeyiz, bu açıdan. Melekler dahi, insanın yeryüzünde kan dökecek bir yaratık olarak hayat süreceğini bildiler, ortada insan yokken?1 Hangi tecrübeyle bildiler, acaba?

Şu halde insanın somut dünya faaliyeti başlamadan önce sanki o bu faaliyetini daha önce yapmış gibi bir bilgiye sahip olabiliyorsa, bu, düşüncenin, insan beyninden önce bir tezahür alanına sahip olduğuna bizi götürür.

Düşünce, insan beyninin yahut insan organizmasının dünyaya tezahüründen önce bir faaliyetin mevzuu ise insan düşüncesinin şu emre verdiği cevap, İslam düşüncesinin esas başlangıcının din-i İslam’ın ismiyle müsemma bir şekilde ortaya çıktığı Hz. Muhammed (s.a.v) sonrasının olmadığına, çıkışının bu dönemden öncesine tekabül ettiğine ve hatta insanın bu önceliği de aşan bir öncelikle varlığını sürdürdüğü bir zaman ve mekân kaydı içinde başlangıç bulduğuna delil teşkil eder. O emir şudur: “Ol”. “Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman o şeye “ol”  deriz, o da oluverir.”2   Bu “ol” emrine insan varlığının verdiği cevap kesin bir teslimiyetle “evet” olmuştur. Çünkü insan, ol’muştur. Bir şeyin ol’ması için o şeyin önce varlık olarak bulunması gerekir ki, o şey o varlıktan oluşa geçsin. Şu halde şey’in ilahî ilimdeki ezeli biçimi varlık’tır.

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak alınmıştır. İfade edilen görüşler NOTLAR’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.