İslam Düşüncesinin Tarih Yapıcı Rolü (2)

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

İslam Düşüncesinin Ayağa Kalkış Dönemi ve 

Hz. Ömer’in Korkusu

Korkunun kaynağı ikiliktir. İki şeyden birini tercih iradesi, kazanılan şeyin karşısında bir kaybın her zaman var olduğu endişesini insanda canlı tutar. Korku, kazanılana değil kaybedilene mütealliktir. Kaybedilen şey ise o anda iradenin elinde olmayan bir ademdir. İrade, kaybın üzüntüsünü kazanılanın ümidiyle birlikte yaşamak gerilimi içinde olmak zorundadır.  Onun için irade ettiğimiz anda korkarız. İrade etmediğimiz bir zaman dilimi var mı? Mükellef bir iradenin içine korkunun karıştırmadığı hiçbir hareket yoktur. Gayb (bilinemezlik ), bizi korkuya sevkeder. Her şey bir gaybın üstünü örter ve her gayb, bir bilinir’in arkasında ortaya çıkacağı, görüneceği ânı bekler. Çıkacak olanın ne olduğu bizim için bilinemezdir ama tahmin edilebilirdir. Tahmin ise tecrübeye bağlı olarak ortaya çıkar. İsabet olunabilir de olunamayabilir de. Ümit, işte bu tahmin edilenin tahmin edildiği gibi görünür olma kuvvesiyle insan tecrübesinin örtüştüğü noktada insanda var olur. 

Hz. Ömer, İslam’dan korktuğu için Hz. Peygamber’i öldürebilme ümidine kapıldı. Yoksa kendi gücüne güvendiğinden değil.  İslam’ın ortaya çıkışı Ömer’in küfrünü yokluğa (ademe ) sevketti. İmanın zuhuru küfrün ademidir, çünkü. Ömer, gayb olan küfrünü aramaya çıktı. Bu küfrü bulabilme ümidi Onu harekete geçirdi. Kaybetme korkusu ve kazanma ümidi. Hz. Peygamber imanın en görünür tezahürüydü. Yani, Hz. Peygamber’in olduğu yerde küfür, yokluktan başka bir şey değildir. Ömer, kendi kaybolan küfrünü yeniden kazanabileceği mekânın Hz. Peygamber’in kendisi/ varlığı olduğunun farkındaydı. Hz. Peygamber’i ortadan kaldırabilirse imanı da yokluğa mahkûm etmiş olacak; o zaman imanın boşalttığı yerden Ömer’in küfrü zuhur edecek ve Ömer küfrünü yeniden kazanmış olacaktı. Ömer, eline kılıcını aldı, harekete geçti. Hz. Peygamber’i aramaya koyuldu. Bu arayış aynı zamanda Onun kendi küfrünün gömülü olduğu yeri arayışıdır. Bu sırada yolda kardeşi Fatıma’nın Müslüman olduğunu öğrendi. Kardeşinin evine varınca, Ömer’in küfrünün gömülü olduğu yerin üstüne bir toprak da O’nun atmış olduğunun farkına vardı. Kardeşi Fatıma’nın bu eyleminin karşılığı olarak O’na bir tokat vurdu. Ne var ki korkusu arttıkça ümidi de azalmıştı. Hatta ümidi kalmadı. Ömer, küfür ile iman arasında bir boşlukta kalamazdı. İki Ömer’den biriydi O.1 Öbürü küfründen emindi. Küfründen o kadar emindi ki, küfrünün nebevî imanın ayakları altında olduğundan habersiz, bir “yoklukta yok oluş” hâli yaşıyordu. Yani, küfründe “fenâ” bulmuştu. Halbuki, bu, Ömer için öyle değildi. Öbürü küfründen eminken bu, küfrünü kaybettiğinden emindi. Arayış bundandı. Ya imandan emin olacak, ya küfründen emin kalacaktı. Artık küfrünü tamamen kaybetmişti. İlahî rahmet Fatıma üzerinden Ömer’i kuşattı. Ömer, küfrünü tamamen yokluğa gömecek hamleyi yaptı. Kendi küfrünün üzerine bir toprak da O attı. Kadın, ilâhi rahmete mekândır. İlâhi rahmet, Ömer’de “Hâdî” ismi üzerinden tecelli etti. Şeytan artık Ömer’den uzaktı. O kadar uzaktı ki, Ömer’i gördüğünde O’ndan kaçacak kadar. Şüphe, nifak, vehim Ömer’e bulaşmak bir tarafa O’ndan nefret eder.2

Mutlak Tenzih Mizacı ve Şeytanın Aşkı

Arada durmaktan nefret eden bir mizaç; tenzih mizacıdır. Fark mizacı.3 Nuh’un mizacı. Hz. Musa’nın mizacı. Ömer, Nuh’un meşrebi üzerindedir. Nuh, kavmini putları tamamen terk etmeye çağırdı. Tenzih, Hakk’ı “Ehad “4 ismiyle tevhid etmektir. Allah Mutlak tektir.5 Hiçbir şeye benzemez. Halbuki, Allah’ı “Vahid”6 ismiyle tevhid etmek böyle değildir. Vahid, Allah’ı isimleriyle bilmeyi esas alır. Hakk’ı şeylerde müşahede eder, Vahid ile tevhid eden. Melekler, Hz. Âdem’e secde etmekle, Allah’ı Vâhid ismi penceresinden müşahede ettiler. Şeytan öyle yapmadı. “Sen Ehad’sın” dedi. “Ben, senden başkasına secde etmem” dedi. Âdem’deki Vâhid ismini göremedi. Şeytan’ın görememesine, dalâleti sebep oldu.

1İki Ömer’den ötekisi sonradan lakabı Ebû Cehil olacak olan Amr bin Hişam’dır. Rivayet,

Müslümanlar arasında meşhur olmasına rağmen, rivayetin Tirmizi’nin Menâkıb’ında, 

İbn- i Hanbel’in Müsned’inde, Suyutî’nin Tarihu’l Hulefâ’sında geçtiğini belirtelim.

2“Şeytan Ömer’in gölgesinden kaçar” Hadis’i şerifini rivayet eden, Buhari, Müslim, İmam

Hanbel’dir.

3Hz. Ömer’in Faruk sıfatı Hakk ile batılı ayıran manasına meşhurdur.

4Ehad: Tek, Yek manasında. Şemseddin Sami, Kamûs-ı Türkî, İdeal Kültür Yayıncılık,

2011- 2012, İstanbul.

5İhlas Suresi.

6Vahid: Vahdet’den türeme. Bir, tek, münferid: Cenab-ı Hakk vahid ve kadîm’dir. Şem

seddin Sami, a.g.e.

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak alınmıştır. İfade edilen görüşler NOTLAR’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.