Kentsel Yaşam Kalitesi ve Kentsel Memnuniyet

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Kentleşme oranının yüksekliği İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar gelişmişliğin temel göstergeleri arasında yer alan bir parametre olarak değerlendirildi. Ancak çoklu krizler çağı olarak nitelendirilmeye başlanan günümüz dünyasında kentsel nüfusun artması, artık krizlerin katmanlarını daha da kırılgan hale getiren bir unsura dönüşmek üzere. Nüfusun yüzde 55’inin kentsel alanda yaşadığı günümüz dünyasındaki sorunların ürettiği kırılganlıkları göz önüne alarak 2050 yılında yüzde 68’e gelmiş bir kentsel nüfusun dayanıklılığının ne hale gelebileceğini bu düşünce aksı üzerinden ele almalıyız.

Türkiye’de kentlerin içinde bulunduğu duruma bu pencereden baktığımızda özellikle kentsel nüfusun dengesiz dağılımı hem kaynaklara adil erişimi büyük bir krize dönüştürebilir hem de kentsel yaşam kalitesini dar gelirli demografik grupların aleyhine sosyolojik bir afete çevirebilir. İkibinli yılların başında yakaladığımız demografik fırsat penceresi 2024 Aralık ayı nüfus verilerine göre sekteye uğrama tehlikesiyle karşı karşıya. Artık Türkiye 65 yaş üstü nüfusun yüzde 10,6 olduğu ve ilerleyen süreç iyi planlanmazsa yaşlılarımız üzerinden bir krizin de kapıda olduğu bir ülke. Bu bakımdan kentsel geleceğimizi planlarken çoklu krizler çağında olduğumuz bilinciyle hareket etmeliyiz.

Çoklu krizler çağının kentsel izdüşümünü ortadan kaldırmak için yaşam kalitesi kavramını kentsel planda ele alarak hayata dair bütüncül bakış pratiğini kurumlarımıza, özellikle yerel yönetimlere yerleştirmek zorundayız. Bu pratiğin geliştirilmesi için Kentsel Yaşam Kalitesinin ölçülmesinde şehirlerde temel alanlardaki göstergeleri izlemek ve analiz etmek gerekiyor. Bu göstergeleri gruplandıracak olursak ekonomik faktörlere ilişkin göstergeler, sosyal faktörlere ilişkin göstergeler, çevresel faktörlere ilişkin göstergeler, kentsel altyapı ve ulaşıma ilişkin göstergeler ve yönetim ve katılıma ilişkin göstergeler. Bir kentsel alandaki yaşam kalitesini etkileyen her bir başlık mutlaka diğer başlığı olumlu ya da olumsuz şekilde etkiliyor. Bu temel parametrelerin sonucunda kentsel yaşam kalitesi birey ve toplumun yaşamdan haz alma ve mutluluk durumlarının bir göstergesi haline geliyor.

Türkiye Endeksi’nde ele aldığımız Yerel Yönetimler Memnuniyeti bu bağlamda kentsel yaşam kalitesinin kentsel alanda mutluluk duygusunun da analizini içeriyor. Nisan ayı araştırmasında açık uçlu olarak sorduğumuz “İkamet ettiğiniz şehirde en önemli problemin ne olduğunu düşünüyorsunuz?” sorusu kentsel yaşam kalitesine ilişkin parametrelerin özeti mahiyetinde bir tablo ortaya çıkartıyor. Türkiye genelinde sorulan soruya verilen cevaplarda ilk sırada ekonomik sorunlar ve işsizlik başlığı altında toplayacağımız yanıtlar verildiğini görüyoruz. Katılımcıların %26,7’sinin kentsel alandaki en büyük probleminin bu temel başlıkla ilişkilendirdiği ortaya çıkıyor. Bu soruyu 2024 yılının Haziran ayında yapılan araştırmada yine bu şekilde sormuştuk. Haziran 2024 araştırmasında bu oran %24,1 olarak ortaya çıkmıştı. Her ne kadar ekonomik sorunlar ve işsizlik meselesi ülkenin makro sorunları arasında yer alsa da yerel yönetimlerin fonksiyonu da yabana atılmayacak kadar önemlidir. Yerel yönetimler toplumun ekonomik sorunlarındaki hissedilebilirliği artıran ya da düşüren bir güce sahip. Vatandaş da yerel yönetimlerden istihdam yaratmaya yönelik projeler, ekonomik kalkınmayı destekleyici çalışmalar da bekliyor.

Kişi başına araç kullanım oranlarının her geçen gün arttığı bir ortamda şehirlerde de ulaşım ve trafik sorunlarına ilişkin sorun algısı memnuniyet oranlarında ve yaşam kalitesi indekslerinde önemli bir sorun olarak görülüyor. Ulaşım sorununun ancak toplu taşımanın çok güçlü bir şekilde, ağ mantığıyla planlanmadan çözülemeyeceğini bilerek belediyelerin ve merkezi yönetimin ulaşım sorunlarının çözümü için önemli adımlar atması gerekiyor. Çünkü günümüz şehirlerinde hem bireylerin hem de şehirlerin gündelik maliyet skalasında ulaşıma ayrılan miktarın çok önemli bir orana ulaştığını görüyoruz. Üstelik bu maliyetin sadece bugünü değil yarınlarımızı da ilgilendirdiğini belirtmekte yarar var. Ulaşım meselenin bir ucu iklim değişikliğine bir ucu artan yaşam maliyetlerine, bir ucu da günlük yaşamın planlanmasında zaman israfına kadar giden bir süreç söz konusu. Her dört kişiden birisinin en önemli problem olarak gördüğü ulaşım ve trafiğe ilişkin sorunların çözümünde yerel yönetimlerin bir çözüm üretemediğini düşünen bireylerin bu noktadaki memnuniyetsizliğini gidermek için belediyelerin kalıcı çözümler üretmesi gerekiyor. Bu çözümleri üretirken dünyanın gidişatına, iyi uygulama örneklerine, farklı ulaşım modlarının kendi şehirleri için nasıl uygulanabilir olduğuna, yeşil ulaşım seçeneğinin nasıl entegre edilebileceğine odaklanması gerekiyor. Toplu taşıma/ulaşım planlamasını şehre özgü uygularken yürünebilirlik faktörü gündemde tutulmalı çünkü yürünemeyen şehir kaos yuvası haline gelir. Gündelik yaşamda kaosun insan psikolojisini nasıl etkilediğini, bu etkinin de yaşamdan duyulan memnuniyeti nasıl sömürdüğünü hepimiz biliyoruz.  

Nisan araştırmasında sorduğumuz önemli bir soru da “Hangi partili belediyelerin şehirlerin temel sorunlarını çözmeye yönelik projelere kamu kaynaklarını adil ve şeffaf biçimde aktardığını düşünüyorsunuz?” sorusuydu. Bu soru aslında şehirlerimizi yönetme iddiasıyla ortaya çıkan partilerin kamu kaynaklarını nasıl kullandıklarına ilişkin vatandaşın algısını ortaya çıkartmayı amaçlıyordu. Partiler yönettikleri belediyelerde kamu kaynaklarını adil ve şeffaf kullanıyorlar mı diye sorulan vatandaşlarımızın her yüz kişiden otuz dördünün hiçbir partinin şehirlerin sorunlarını çözmede ülke kaynaklarını adil ve şeffaf kullanmadığını ifade etmesi yüksek bir oran olarak değerlendirilmeli. Neredeyse her üç kişiden birisi belediyelerin kaynakları adil ve şeffaf kullanmadığını düşünmesi kentsel yönetimler açısından büyük bir sorun olarak algılanmalı. Hesap verebilirlik, şeffaflık ilkelerinin benimsenmesi, ihalelerin açık yapılması, bütçe süreçlerinin paylaşılması ve vatandaşların denetimine olanak tanınması memnuniyetin artırılması için hayati önem taşımakta olduğunu da belirtmek gerekir.

Kamu kaynakların kentsel planda nasıl kullanıldığı yine önemli bir sorun olarak hep varolageldi. Yerel yönetimler elbette Şayıştay denetimine açık ve hesap verilebilirlik açısından incelemelerde bir engel söz konusu değil. Ancak yerel yönetimlerin kaynak kullanımlarını planlarken şehrin sorunlarının çözümüne ilişkin planlamayı gerçekçi yapıp yapmadığına dair kent sakinlerinde her zaman bir kuşku hali söz konusudur. Türkiye Endeksi Nisan ayı raporunda işlediğimiz başlıkla bu kuşku halinin giderilmesine katkıda bulunarak en çok yatırım yapılması istenilen alanları da araştırdık. “Belediyenizin önümüzdeki dönemde en çok hangi alana yatırım yapmasını istersiniz?” sorusuna verilen cevaplara baktığımızda özelikle deprem riskinin yüksek olduğu bir coğrafi kesitte olan Türkiye’de depreme dayanıklı şehirlerin inşasının son derece önemli olduğu vatandaşın gündemindeki en önemli konu. Araştırma sorularına verilen cevaplarda görüldüğü üzere her üç kişiden birisinin kentsel dönüşüm ve konut üretimine yatırım yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Kentsel dönüşüm projelerinin adil, şeffaf ve vatandaşların mağduriyetini önleyecek şekilde yürütülmesi, aynı zamanda uygun fiyatlı konut projelerinin hayata geçirilmesi yerel yönetimlerde memnuniyeti de olumlu yönde etkileyecektir.

 Ulaşım ve trafik sorunu yatırım yapılması istenilen önemli bir sorun alanı olarak yine ön planda görünüyor. Bu alanda projeler yapılmasını isteyenlerin oranının yüzde 22,8 olması, bu alandaki sorunların hala önemli bir gündem maddesi olduğunu teyit ediyor. Yukarıda da belirtildiği gibi, bu alandaki iyileştirmeler vatandaşların günlük yaşamını kolaylaştıracağı için memnuniyet düzeyini artıracaktır. Gençlik ve istihdam alanına yatırım yapılmasını isteyenlere baktığımızda ise oranın yüzde 18,5 olması, özellikle genç nüfusun yoğun olduğu şehirlerde bu konunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Mesleki eğitim merkezlerinin kurulması, girişimciliği destekleyici programlar, staj imkanlarının artırılması ve gençlerin sosyal ve kültürel gelişimine yönelik projeler bu alandaki memnuniyeti artırabilir. Yine kentsel kaynakların kullanımında sosyal yardım ve yoksullukla mücadele pratiği önemli bir başlık olarak her zaman yerel yönetimlerin gündeminde olmuştur. Hatta sosyal yardımların türünü ve bu yatırımların demografik katmanlardaki dağılımını birçok açıdan eleştirenler de söz konusu. Ancak bu, sosyal yardımların ve yoksullukla mücadelenin özellikle ekonomik kriz dönemlerinde ve özellikle büyükşehirlerde gerekliliğini hiçbir şekilde ortadan kaldıramaz. Burada önemli olan sosyal yardımların adil ve gerçekçi ihtiyaçlar bağlamında planlanmasıdır.

Yerel yönetimlerin Kültür-sanat ve çevre projeleri geliştirmesini isteyenlerin oranına baktığımızda ise diğer alanlara nazaran nispi olarak daha düşük bir karşılık bulduğu görülecektir. Yüzde 6,4 oranındaki katılımcı, kültür-sanat ve çevre projelerine yatırım yapılmalıdır görüşünü ortaya koymaktadır. Park ve yeşil alanların artırılması, kültürel etkinliklerin düzenlenmesi, tarihi ve kültürel mirasın korunması, geri dönüşüm projeleri ve çevre bilincini artırmaya yönelik çalışmalar yerel yönetimlerde memnuniyeti destekleyecektir.

Araştırma sonuçları, yerel yönetimlerde vatandaş memnuniyetinin çok boyutlu olduğunu ve ekonomik sorunlar, ulaşım, şeffaflık, kentsel dönüşüm gibi temel beklentilerin ön planda olduğunu gösteriyor. Vatandaşlar, yerel yönetimlerden sadece günlük yaşamlarını kolaylaştıracak hizmetler değil, aynı zamanda ekonomik refahlarını artıracak ve geleceğe yönelik umutlarını yeşertecek projeler bekliyor. Kamu kaynaklarının adil ve şeffaf kullanımı konusundaki genel güvensizlik ise yerel yönetimlerin bu alanda daha fazla çaba göstermesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Yerel yönetimlerin bu sonuçları dikkate alarak önceliklerini belirlemesi, vatandaşların beklentilerine uygun politikalar geliştirmesi ve şeffaflık ilkesini benimsemesi, genel memnuniyet düzeyini artırmak için kritik öneme sahiptir.

Kentleşmenin getirdiği sorunların çözümünde en önemli aktör elbette yerel yönetimler ancak yerel yönetimlerin kentsel sorunların bütün katmanlarını ortadan kaldıracak gücünün de sınırlı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Bunun en büyük nedeninin ise görev alanları büyüyen belediyelerin, yetki ve kaynak meydana getirme gücünün daralması olduğunu ifade edebiliriz. Bu nedenle yerel çözüm aktörlerinin krizler çağında çoklu kentsel krizlere hızlı, adil, katılımcı ve etkili çözümler üretmesi mümkün olmaktan çıkıyor. Sonuçta yerel yönetimler parti farkı gözetmeksizin vatandaş açısından memnuniyetsizlik üreten özneler olmaktan öteye gidemiyorlar.